Documents pour «Institut Français d'Études Anatoliennes Georges Dumézil»

Présentation d'ouvrage Istanbul 2023

Sinan LOGIE

1h32min20

Le programme proposé accueille différentes personnalités dont le travail a porté, ces dernières années, sur l’étalement urbain d’Istanbul. Yoann Morvan et Sinan Logie parleront de leurs parcours pédestres dans le cadre de l’écriture de leur ouvrage Istanbul 2023, publié en 2014 aux éditions B2 (Paris) et récemment traduit et édité en turc par les éditions İletiṣim. La modération sera assurée par Emrah Altınok, docteur en urbanisme. Le propos portera sur les différentes approches d’études de la mégalopole du Bosphore.

Osmanlı İmparatorluğu'nda Tıpta Moderleşme

Yeşim Işıl ÜLMAN

1h51min01

Dans le cadre du séminaire « Sciences et savoirs dans l'Empire ottoman » Le XIXe siècle a constitué une période de réforme pour la société ottomane dans son ensemble ; les efforts déterminés dans le sens de la modernisation initiés dans ses premières décennies se reflétèrent aussi dans le champ de l'éducation. Parmi les institutions d'enseignement supérieur moderne, le processus avait débuté avec l'Académie militaire (1773), l'Académie navale (1793) et l'École de médecine / Tıbhane-i Amire (1827) qui allait se combiner avec l'École de chirurgie / Cerrahhane-i Mamure instituée un peu plus tard (1832). Bientôt, la Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Mamure (École de médecine et de chirurgie) ainsi formée se révéla incapable de répondre aux besoins de la médecine contemporaine, nourrissant les demandes de réforme éducative supplémentaire et d'instauration d'un système pédagogique fonctionnel, lequel supposait un bâtiment plus étendu. Une ancienne école palatiale située à Galata Saray, dans le quartier de Péra (Istanbul) fut transformée puis reconstruite à ces fins, et l'institution commença à fonctionner en 1838, sous le nom d'École Impériale de Médecine / Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane donné en l'honneur du sultan Mahmoud II surnommé Adli (le Juste, l'Equitable). Du fait de sa localisation, l'institution fut souvent désignée comme « l'École Impériale de Médecine de Galata-Sérai », « Medical College of Galata-Serai », or « École de Médecine de Galatasaray » dans les sources étrangères. L'École Impériale de Médecine fonctionna en tant que centre de formation médicale moderne pendant 10 ans. Dans son livre L'École de médecine de Galatasaray paru récemment aux Presses de l'Université Bilgi, le Pr. Ülman analyse l'histoire de cette école comme modèle de modernisation institutionnelle dans le domaine de l'éducation en parallèle avec les changements sociaux survenus dans l'Empire ottoman au fil du XIXe siècle.

İmparatorluk Demiryolları'nda Tren Kazaları 1858-1908

Şahika KARATEPE

56min23

Dans le cadre du séminaire « Sciences et savoirs dans l'Empire ottoman » 19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren İmparatorluk sınırları içerisinde inşa edilmeye başlanan demiryolları ve çevresinde asayiş ve sükunet sağlamak amacıyla, 11 Haziran 1867’de Demiryolu usûl-ü zabıtasına dair nizamname kabul edilmiş ve hukuki ve askeri araçlarla bu alanda düzen ve kontrol sağlanmaya çalışılmıştır. Ancak demiryolu inşası sonrası oluşan yeni çevrede Osmanlıların raylar üzerinde yürümek gibi pratikleri, milliyetçiliğin yükselmesiyle değişen siyasi konjoktürde İmparatorluk yönetiminin simgelerinden biri olan trenler ve raylara yapılan saldırılar, insan ve teknolojik etmenli kazalar, hayvanların alana girişleri ve hava koşulları gibi seyrüseferi engelleyen etmenlerle öngörülenin aksine kontrol edilmesi kolay olmayan bir çevre ortaya çıkmıştır. Bu kapsamda bu sunum, bir mekân olarak demiryolu ve çevresine odaklanarak, Osmanlı İmparatorluğu’nda ekonomik gelişme, bürokratik kontrol ve siyasi bütünlüğün teminatlarından biri olarak görülen demiryollarının kontrol ve korunmasında ortaya çıkan sorunlardan biri olan ve trenlerin raylar üzerindeki güvenli seyahatlerini engelleyen kazaları ele alacaktır.

İnsan Onuru, İktidar ve Siyaset: Osmanlı İmparatorluğu’nda Ceza Hukuku Reformu ve İşkence Yasağı

Ibrahim Halil KALKAN

1h30min22

dans le cadre du séminaire "Sciences et savoirs dans l'Empire ottoman" On dokuzuncu yüzyılın ortalarında, Osmanlı ceza hukukunda, bir cezalandırma pratiği ve yasal kanıt üretme yöntemi olarak işkence, evrimsel bir süreç içinde yasaklanmıştır. Konuşma, işkence yasağının neden ortaya çıktığı, bir başka deyişle, neden işkence pratiğinin Osmanlı yönetici eliti için ciddi bir sorun olarak anlaşılmaya başlandığı sorusu üzerine yoğunlaşacak. Soru iki farklı düzlemde ele alınacak. Öncelikle, işkence yasağının siyasal iktidarın işleyişinin nasıl olması gerektiğine ilişkin resmi anlayışın dönüşümüyle bağlantılı olduğu önerilerek, söz konusu dönüşümün doğası ve neden işkence pratiğiyle özünde çeliştiği üzerinde durulacak. Sonrasında, ceza hukukunun yapısal dönüşümünü ve beraberinde işkence yasağını içeren yeni iktidar anlayışının ortaya çıkışının tarihsel bağlamı tartışılacak.

Türkiye'de medya ve alternatif medyanın ortaya çıkışı

Ceren SÖZERI

1h49min57

Le champ médiatique en Turquie a subi de nombreux bouleversements ces dernières années. C’est dans un contexte difficile que de nouvelles plateformes indépendantes se constituent, sur Internet notamment, pour continuer à assurer la diffusion d’une information se voulant plus complète et objective comme Medyascope, T24 ou Gazete Duvar… En lutte contre le phénomène dit de « Post-truth », les sites de fact-checking tentent quant eux d’assainir l’environnement médiatique (Teyit.org). D’autres sites encore, comme 140journos, se proposent d’éditer et de coordonner un journalisme citoyen reposant notamment sur l’image. De quoi l’émergence des médias alternatifs est-elle le symptôme ? Quels sont leurs principes et comment se distinguent-ils dans le paysage médiatique actuel ? Nous tenterons de trouver des réponses à ces questions grâce à l’intervention de  journalistes et d’universitaires : Ceren Sözeri (Université de Galatasaray), Eylem Yanardağoğlu (Université Kadir Has), Gülener Kırnalı (Medyascope), Cem Aydoğdu (140journos).

Présentation d'ouvrage Renouveau de l’Islam en Asie Centrale et dans le Caucase

Bayram BALCI

1h35min20

Dans le cadre du séminaire " Sociologie politique de la Turquie contemporaine" Soumises à l’œil de Moscou et au contrôle étroit du fait religieux durant toute la période soviétique, les sociétés centrasiatiques et leur rapport à l’islam ont connu des parcours quasiment similaires. L’isolement du reste du monde musulman, arabe, turc, iranien et sud-asiatique et l’expérience soviétique ont favorisé l’émergence d’une forme d’islam originale et distincte, ayant ses propres caractéristiques. La fin de l’URSS en 1991 a été une date charnière, qui marque la rupture avec le système et l’idéologie soviétique et inaugure une période de transition délicate faite de profondes transformations tant politiques, économiques et sociales que culturelles et religieuses. Ces mutations ont été à la fois voulues et imposées par la fin de l’empire et l’exigence de construire une souveraineté nouvelle, alors que ni les populations ni les élites locales n’y étaient préparées. La construction d’une identité nationale et culturelle propre, via l’identité religieuse, figure au premier rang des tâches des nouveaux Etats depuis la fin de l’ère soviétique. Elle coïncide aussi dans le temps avec l’entrée des Etats d’Asie centrale et du Caucase dans le phénomène de la mondialisation du religieux, qui rend ces sociétés plus perméables aux influences extérieures. Ainsi, tant à l’intérieur qu’à l’extérieur, les diverses forces et dynamiques sociales et religieuses tiraillent et influencent l’islam traditionnel et favorisent l’émergence d’un nouvel Islam dans chaque pays. De nombreux travaux, réalisés tant par des analystes occidentaux que locaux, ont décrit ces nouvelles formes d’islam. Or, très peu d’entre eux abordent dans un même effort d’analyse croisée les dynamiques internes et externes à l’œuvre dans cette nouvelle recomposition et comparent les influences islamiques provenant de Turquie, d’Iran, de la péninsule arabique et du sous-continent indien. Or, elles contribuent à l’extrême diversification et pluralisation de l’islam de ce vaste espace géographique.

Türkiye’de Yerel Başkanlık Sistemi

Ulaş BAYRAKTAR

1h45min27

Séminaire « Sociologie politique de la Turquie contemporaine » Ulusal düzeyde yoğun tartışmalara sebep olan başkanlık sisteminin Türkiye’nin yerel siyaset ölçeğinde çoktandır tecrübe edilmekte olduğu sunuşun temel tezi olacak. Nitekim başat yerel yönetim kuruluşu olan belediyelerin, merkezi yönetimin vesayet hatta güdümünde kentsel konulardan sorumlu bir hizmet makamı olmaktan, ekonomi ve siyasette yaşanan değişiklikler sonucu, çok önemli bir iktidar alanını temsil eder hale geldiklerini ve bu sürecin de belediye başkanlarını yerel siyaset içinde hegemonik bir konuma taşıdığını iddia edeceğim. Bu iddiayı temellendirmek için önce belediyelerin geçirdiği dönüşümü hızlıca ele alıp, sonrasında belediye başkanların sahip oldukları yeni iktidar alanının nasıl yerel siyasetin tümüne yayılarak bir yerel başkanlık rejimi tesis etmiş olduğunu tartışacağım.

Anadolu'da bir kayıp zaman sesi: Diyarbakır ve Hevsel Bahçeleri

Bülent YAZICIOGLU

55min15

Diyarbakır, M.Ö. 3000-M.Ö. 1260 yılları arasında hüküm süren Hurri – Mitanni egemenliğinin ardından, 27 uygarlığa daha ev sahipliği yapmış, Mezopotamya'dan Anadolu'ya geçiş teşkil eden konumuyla bir açık hava müzesini andırmakta. Tarihi varlığını 7000 yıldır sürdüren, 5 700 metre uzunluğunda ve 12 metre yüksekliğindeki şehir surları ile birlikte özgün işlevini binlerce yıldır koruyan, 700 hektarlık Hevsel Bahçeleri, UNESCO tarafından Temmuz 2015'te dünya kültür mirası ilan edildi. Dicle Nehri, On gözlü köprü ve Kırklar Dağı ise birbirini tamamlayan ve Diyarbakır’da bir zamanlar yaşayıp artık çoktan göçüp gitmiş olan 27 uygarlığın sessiz çığlığının mühürlendiği birer değer niteliğinde. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın bu bölgeyi "rezerv yapı alanı" ilan etmesi, bölgede büyük bir tedirginlik yaratmış durumda. Konu hakkında farklı görüşler söz konusu. Sanatçı, tarih yazımına odaklanmasa da, fotoğraf sanatının ışık tutacağı bu görsel sosyoloji çalışması ile Hevsel Bahçeleri’nin tartışmalı geleceğine ışık tutmaya çalışılacak…

Understanding the Post-Failed Coup Turkey: From State of Emergency to Permanent State of Exception

Alper KALIBER

1h26min30

Séminaire « Sociologie politique de la Turquie contemporaine » Turkey is currently ruled under a state of emergency declared soon after the failed coup attempt of 15 July 2016 and extended recently for another three months by late April. Throughout the nine months of the state of emergency that have provided Turkish state elites with sweeping new powers, the Turkish government has issued several  decrees having the force of law without any oversight by the national parliament. Drawing on these decrees,  nearly 150,000 people were fired, suspended or arrested, several left-wing and pro-Kurdish radio and television outlets were closed, dozens of academics calling for resumed peace talks in the Southeast of Turkey were dismissed, several columnists and journalists were imprisoned. Although the Turkish government announced that the emergency decrees would solely be about the attempted coup-related issues, the titles and content of the decrees were defined in a way as to target diverse opposition groups in Turkey. This conference argues that Turkey is about to fall into the ‘emergency trap’ where the state of emergency has turned out to be a permanent ‘state of exception’ institutionalized through excessively securitized practices of the Turkish statecraft. Following Agamben, the state of exception (SoE) may be defined as a paradigm of government where the laws and norms of democratic regime are suspended by state elites demanding not to be held responsible as they break these laws and norms when facing a crisis. With the recently approved constitutional amendments granting considerable executive and legislative powers to presidency, the SoE is about to institutionalize as the dominant paradigm of rule in contemporary Turkish politics. These constitutional amendments grant the president the authority to issue decrees having force of law in a wide range of issues, to declare the state of emergency, to dissolve the parliament and recognise a broad authority over the judiciary. While in European cases SoE has been applied as temporary suspension of the laws in force and has not led to a radical reorganization of the juridical and political order, in Turkey it is instrumentalized by the Turkish ruling elite to replace the parliamentary system with the presidential one. This shift is justified through an excessively securitized discourse where Turkey is waging its second war of independence against diverse terrorist organizations supported by the Western states. Evidence from the Turkish case reveals that there exists an intimate relationship between securitization and the ‘state of exception’.  It also shows that the demand for exceptionalism is voiced by the ruling elite as well as other securitizing actors including pro-government media outlets, social media commentators and trolls allegedly linked to the ruling Justice and Development Party (AKP) government.

Fatma Öncel - Osmanlı'da toprak ve malumat: Teselya 1780-1880

Fatma ÖNCEL

1h13min15

Osmanlı kırsalı hakkında devletin bilgi toplama teknikleri, 18. yüzyılın sonundan 19. yüzyılın sonuna kadar ciddi bir dönüşüm geçirmiştir. Günümüz tarihçiliğinin odak noktasında olan Tanzimat sonrası modern bilgi toplama pratiklerinin temeli, 19. yüzyılın ilk yarısında atıldı. Bu süreci, toprak rejiminin dönüşümünden bağımsız düşünmek mümkün değildir. Özel mülkiyete benzer çiftliklerin çokluğu, vakıfların 16. yüzyıldan beri varlığı, vergi toplama hakkının uzunca bir süre yerel ve nâmevcut (absentee) toprak sahiplerine devredilmesi, Teselya’yı bu çifte dönüşümü gözlemlemek için önemli bir saha yapar. 18. yüzyıl sonunda devlet otoritesinin kırsal hakkında edinmek istediği malumat, aracı toprak sahiplerinin hazineye sağlayacağı toplam mali ve beşeri kaynak üzerine yoğunlaşıyordu. 1820’lerde toprak sahibi sınıfların tasfiyesi çabasının ardından ise, kırsalı ve kaynaklarını, yani köylüyü, üretimi, vergiyi doğrudan tanıma ihtiyacı doğdu. Bilgi toplama teknikleri ve toplanan bilginin içeriği böylece değişmeye başladı. Devlet arşivleri, vakıf arşivleri ve konsolosluk arşivlerinden sağlanan kaynaklarla yapılan bu araştırma, farklı siyasal-iktisadi rejimlerin, devletin kırsal hakkında edinmek istediği malumat üzerindeki etkisini inceler. Osmanlı toprak meselesine bu açıdan yaklaşmak, uzun 19. yüzyılın kurumsal süreklilik ve değişimleri hakkında yeni sorulara da zemin hazırlar.

Learning and teaching medical sciences between Ottoman reforms and Arab cultural renaissance : Dr Shakir al-Khoury (1847-1911) and his autobiography

1h48min00

The intellectual dynamics of the Tanzimat (Ottoman reforms) and Nahda (Arab cultural renaissance) that unfold over the nineteenth century have often been paralleled, nearly conflated into one modernizing trend. In many ways, the two movements had cumulative effects, encouraging the emergence of an educated class with a blend of cultural pride and fascination for the West, and an appetite for scientific novelty. It could be said, however, that the two movements, without actually competing ideologically the way Turkish and Arab nationalisms would in a later period, stressed different aspects of modernization, namely social engineering and identity politics respectively. The case of Dr Shaker al-Khoury illustrates these overlapping dynamics. A son of Mount Lebanon, he grew up, just ahead of the 1860 interdenominational conflict, to become a physician and a long-time professor at the French Medical Faculty founded by the Jesuits in Beirut. Where can we trace in his autobiography – in itself, a text typical of Ottoman modernity – the influence of the Tanzimat on the one side, of the Nahda on the other?

The Novel from Commodity to Technology: Producing and Consuming Prose Fiction in the Late Ottoman Empire

ÉTIENNE CHARRIÈRE

47min02

When we discuss the development of a culture of the novel in the late Ottoman Empire, it appears crucial to emphasize that the emergence of this particular genre in the largest urban centers of the Empire in the second half of the nineteenth century was determined by two crucial parameters. First, the development of the Ottoman novel constituted a truly trans-communal phenomenon and was the product of a space marked by an uncommonly dense traffic in languages and scripts, where literature was written, published, consumed, performed, and translated in multiple languages and where cultural practices therefore often cut across communal boundaries. Second, the emergence of the genre in this complex cultural landscape was, in parallel, the product of trans-national literary exchanges and, to a large extent, the result of the wide diffusion on the Ottoman literary market of works imported primarily from Western Europe and adapted to local needs. Through an analysis of select examples of late Ottoman novel writing in Ottoman-Turkish, Greek, Armenian and Ladino, this talk explores the ways in which, by approaching the late Ottoman novel not exclusively as a textual corpus, but also as a commodity within a structure of economic and symbolic exchanges and as a technology demanding the acquisition of a particular skill set, we can emphasize the creative reception of the Western European novel in the multilayered cultural context of the late Ottoman Empire and the agency of its Turkish, Greek, Armenian, or Sepharadic practitioners in the nineteenth century.